Tabipler Birliği: “Tarama erken tanı için çok önemli… Farkındalığı artırmalıyız”

Tabipler Birliği: “Tarama erken tanı için çok önemli… Farkındalığı artırmalıyız”
  • Manşet
  • 2 Nisan 2024 – 11:20 11:20

KTTB, taranabilir kanser tiplerinde tarama uygulamasının erken tanı için çok önemli olduğunu belirterek, “Tarama erken tanı için çok önemli… Farkındalığı artırmalıyız” dedi.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (KTTB), taranabilir kanser tiplerinde tarama uygulamasının erken tanı için çok önemli olduğunu belirterek, erken teşhis koyulmasının, hemen her kanser tipinde hayat kurtarıcı olabileceğini, ülkede bu açıdan farkındalığı artırmanın önemli olduğunu kaydetti.

KTTB adına açıklama yapan İç Hastalıkları Uzmanı ve Tıbbı Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Diker, bireylerin, sigara kullanmaması, normal vücut ağırlığını koruması, egzersiz yapması, sağlıklı gıdalar tüketmesi, alkol kullanmaması ve güneşten korunması gerektiğine dikkat çekti.

Hepatit B ve HPV açısından aşı yaptırılması çağrısında da bulunan Diker, “Taramalarınızı yaptırmayı ihmal etmeyin. Bu önerilere uyulması durumunda kanserden yüzde 80-85 ihtimalle kaçınmak mümkün olacaktır” dedi.

İç Hastalıkları Uzmanı ve Tıbbı Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Diker yaptığı yazılı açıklamada, her yıl Nisan ayının ilk haftasının ülkede ve Türkiye Cumhuriyeti’nde Kanserle Savaş ve Farkındalık Haftası olarak kutlandığını ifade etti.

Kanserle Savaş Haftası’nın ilk olarak 1953 yılında farkındalık ve kanser bilincini artırmak üzere ilan edildiğini belirten Diker, bu haftada önemli oranda ölüme neden olan ve pek çoğu önlenebilir olan bir hastalığa karşı toplumsal bilinci artırmak amacıyla kampanyalar düzenlendiğini kaydetti.

“SİGARA DÜNYADAKİ KANSER ÖLÜMLERİNİN YÜZDE 22’SİDEN SORUMLU”

Sigaranın, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyadaki kanser ölümlerinin yüzde 22’sinden sorumlu ve her yıl 5 milyon kanser ile ilişkili ölüme neden olduğuna dikkat çeken Diker, ayrıca daha fazla insanın, kanser haricinde sigaranın neden olduğu kalp-damar hastalıklarıyla kaybedildiğini belirtti. Diker şöyle devam etti:

“1964 ve 1968’deki yayınlardan beri kanserojen olduğu iyi bilinen bir gerçektir. Sigaranın bırakılması herhangi bir Halk Sağlığı aktivitesinden daha fazla oranda hayat kurtarır ve ömür uzatır. Sigara gırtlak, yutak, yemek borusu, ağız içi, böbrek, idrar torbası, pankreas, akciğer kanserleri ile direk ilişkilidir. Sigara dumanına maruz kalan pasif içici bireylerde de bu riskler mevcuttur.

“E-SİGARA VB ÜRÜNLER DE KANSEROJEN MADDELER İÇERİYOR”

‘Light sigara’ ya da ‘düşük tar’ sigara içimi daha güvenli değildir; çünkü kullanıcılar bu sigaraları daha derine ve daha sık olarak inhale etme eğiliminde olurlar. Ayrıca pipo ve puro kullanımının daha güvenli olduğuna dair yaygın inanış mevcut olmakla birlikte; bunun yanlış olduğu iyi bilinen bir gerçektir. Kullanım şeklinin farklılığına bağlı olarak ağız, yutak, gırtlak ve yemek borusu kanserleri normal sigara içici bireylere göre puro ve pipo içen kişilerde daha sık gözlemlenir. Son dönemde çok sık kullanıma giren e-sigara vb ürünler de kanserojen maddeler içermektedir. Neticede sigaranın bırakılması veya hiç içilmemesi sizi pek çok kanserden koruyacaktır.”

“FAZLA KİLOLU OLMAK VE OBEZİTE ÖZELLİKLE ABD VE AVRUPA’DA SİGARADAN SONRA EN ÖNEMLİ KANSER SEBEBİ OLARAK KABUL EDİLİYOR”

Fazla kilolu olmak ve obezitenin, özellikle ABD ve Avrupa’da sigaradan sonra en önemli kanser sebebi olarak kabul edildiğini ifade eden Ömer Diker, “Beden Kütle İndeksinin 25-30 kg/m² olması “Fazla Kilolu”, > 30 kg/m² olması ise “Obezite” ifade etmektedir” dedi.

Obezite ve fazla kilolu olmanın, çeşitli mekanizmalar ile kansere neden olduğunu belirten Diker, bunun hormon metabolizmasında değişikliklere neden olarak rahim, meme, prostat ve bağırsak kanserlerine; artmış mide reflüsü nedeniyle ise yemek borusu kanserlerine yol açtığını kaydetti.

Normal vücut ağırlığının korunmasının, bu riskleri bertaraf edeceğini vurgulayan Diker, şunları ifade etti:

“Egzersiz-fiziksel aktivitenin meme, bağırsak, rahim ve prostat kanserlerinden koruyucu rolü olduğu son 20 yılda iyi bilinen bir gerçektir. Yine bu kanserleri geliştirmiş bireylerde fiziksel aktivitenin artırılmasının sağ kalımı artırdığına dair de elde veriler mevcuttur.

Düzenli egzersiz yapmamanın tüm kanserlerin yüzde 5’ine neden olduğu da düşünüldüğünde herkesin haftada en az 150 dk süren orta derece zorlayıcılıkta egzersiz yapması hem kalp sağlığı hem de kanser açısından önemli kazanımlara neden olacaktır.”

Kırmızı etin az tüketildiği, meyveden-sebzeden zengin, baklagillerin, tahılın yoğunluklu olarak tüketildiği diyetlerin potansiyel faydalara sahip olduğunu belirten Diken, “Bu potansiyel faydaların gerçek hayata dair verileri bir parça kısıtlıdır. Eldeki en önemli veri, meme kanseri olan ve tamamlayıcı tedavi alan bireylerde (> 2400 hasta) yapılan çalışmada, düşük yağlı diyetin sağ kalım avantajı göstermesinden gelmektedir” ifadelerini kullandı.

“Günde bir kadeh alkol tüketiminin kalp üzerine koruyucu etkilerinden bahsedilmekteyken, özellikle meme kanserinde artışa neden olduğu son dönemde giderek netleşen bir konudur” diyen Diker, alkol ve karaciğer kanseri arasındaki ilişkinin de çok eskilerden beri bilinen bir ilişki olduğuna dikkat çekti.

“KANSERDEN KORUNMAK İSTENİYORSA ALKOL TÜKETİLMEMESİ GEREKİYOR”

Ayrıca sigara içen bireylerde eşlik eden alkol tüketiminin olmasının, baş-boyun tümörlerinde sinerjistik bir etki ile artışa yol açtığını ifade eden Ömer Diker, şunları kaydetti:

“Yine kadınlarda yapılan ve 2009 yılında Amerikan Kanser Enstitüsü Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada günlük bir kadeh alkol tüketiminin meme, yutak, bağırsak, yemek borusu, gırtlak ve karaciğer kanserlerinde artışa neden olduğu gösterilmiştir. Bu gerekçelerle kanserden korunmak isteniyor ise alkol tüketilmemesi gerekmektedir.”

“CİLT KANSERLERİ GÜNEŞ MARUZİYETİ İLE ARTIYOR”

Epidemiyolojik çalışmaların net bir şekilde cilt kanserlerinin güneş maruziyeti ile arttığını gösterdiğine işaret eden Diker, çocukluk çağlarında gelişen ciddi güneş yanıklarının cilt kanserlerinin en agresif tipi olan melanomları artırdığını belirtti. Diker, solaryum merkezlerindeki uygulamaların da melanom risklerini artırdığını ifade etti.

Diker, bireylerin, güneşin en yoğun olduğu saatlerde gerekli olmadıkça dışarıya çıkmaması, çıkılması durumunda güneşten korunmak için kıyafetler giyilmesi ve en az 25-30 faktörlü güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerektiğini vurguladı.

Belirli enfeksiyon ajanlarıyla kanser arasında net ilişkiler mevcut olduğuna işaret eden Diker, “Hepatit B, Hepatit C virüsleri karaciğer kanserlerine neden olurken, Hepatit B için yapılan rutin aşılama programları ile bu durum giderek azalmaktadır. Hepatit C için henüz aşı mevcut değildir. Bu virüsler kan yolu, cinsel yol ve anneden bebeğe hamilelikte geçiş yolu ile bulaşmaktadır” dedi.

Human papilloma virüsün (HPV), rahim ağzı kanserleri, baş-boyun kanserleri ve genital bölge cildindeki kanserlerin temel etkeni olduğunu ve direk temas ve cinsel yolla bulaştığını ifade eden Diker, “Günümüzde artık HPV için de aşı mevcuttur. Aşılama 9-26 yaş arasında hem kız çocuklarına hem de erkek çocuklarına önerilmektedir. Özellikle rahim ağzı kanserinde bu aşılama ile yüzde 70 oranında bir azalma beklenmektedir” ifadelerini kullandı.

Diker, helicobacter pylorinin ise mide kanserlerinin önemli bir etkeni olduğunu belirtti.

İyonize radyasyon denilen, kişi genetik yapısından hasarlara neden olan radyasyonun etkilerinin özellikle Japonya’da Ağustos 1945’te atılan atom bombaları neticesinde ve Çernobil felaketinde gözlemlendiğini hatırlatan Diker, buna maruz kalınmasının meme, akciğer, yemek borusu, idrar torbası, bağ doku ve beyin tümörleri ile lösemiye neden olduğunu kaydetti.

Günlük hayatta bu dozda iyonize radyasyona maruz kalınmasının bireyler için beklenen bir şey olmadığını belirten Diker, şu bilgileri verdi:

“Bu bahiste hakkında çok fazla tevatür olan elektronik aletlerin ve cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyondan bahsetmek uygun olacaktır. Bu alanda geniş ölçekte yapılmış 3 büyük çalışma mevcuttur. Interphone, Million Women ve Danimarka çalışmalarında özellikle cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu 3 çalışmada da herhangi bir risk artışı gözlenmemiştir.”

“KANSERDE ERKEN TANI HAYAT KURTARIR”

Taranabilir kanser tiplerinde tarama uygulamasının erken tanı için çok önemli olduğunu vurgulayan Diker, erken teşhis koyulmasının, hemen her kanser tipinde hayat kurtarıcı olabileceğini, ülkede bu açıdan farkındalığı artırmanın önemli olduğunu kaydetti.

Kanserlerin, önemli oranda önlenebilen ve ölüm riski azaltılabilen hastalıklar olduğunu belirten Diker, kanserden korunma önerilerine uyulması ve rutin taramaların yapılmasının çok önemli olduğunu ifade etti.

Sosyal Medyada Paylaş
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ