TDP’den verilen bilgiye göre, TDP Merkez Yönetim Kurulu üyesi Yeşim Dede ile Lefkoşa İlçe Başkanı Doğa Yalçın da görüşmede hazır bulundu.
“SENDİKALARIN, ÖRGÜTLERİN SOKAĞA İNMEKTEN BAŞKA ALTERNATİFİ KALMADI”
Özyiğit, örgütlü yaşama yönelik her türlü çalışmanın, icraatın yanında durmaya devam edeceklerini belirtti.
“Yıllardır imzalanan protokollerde hep çalışanların hakları ile kurumların masaya konduğunu, son imzalanan protokolde de çalışma barışını bozacak, örgütlü yaşamı pasifize edecek, toplu iş sözleşmelerini etkisiz kılacak maddeler olduğunu” öne süren Özyiğit, “TDP olarak ister muhalefette isterse hükümette olalım duruşumuz açık ve nettir. Kurumlarımızın devredilmesi, çalışanların haklarının budanması ve örgütlü yaşamın etkisiz kılınmasına he platformda karşı durmaya devam edeceğiz” dedi.
“Hükümetin çalışma yaşamını tüm paydaşlarla birlikte ele alarak sorunlara ortak çözümler üretmek yerine ‘ben yaparım olur’ mantığında ısrar ettiğini” öne süren Özyiğit, “toplanamayan vergilerin toplanması, savurganlıktan vazgeçilmesi, yeni milyonlarca liralık Cumhurbaşkanlığı sarayı yapma sevdasından vazgeçilmesi ve servet vergisinin gündeme alınması” gerektiğini kaydetti.
Özyiğit, hükümetin önceliklerinin toplumun, çalışanların sorunları değil, parti içi seçimler ve atamalar olduğunu iddia ederek, sendikaların, örgütlerin sokağa inmekten başka bir alternatifi kalmadığını söyledi.
]]>Sendikal Platform adına açıklama yapan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Mali Sekreteri Mustafa Baybora, Arıklı’nın ‘Elektrik Kurumu’nda yolsuzluk var’ yönündeki söylemlerine işaret ederek, eleştirdi.
Baybora, “Sayın Arıklı, her nedense bu usulsüzlük ve yolsuzlukları bir türlü belgeleri ile açıklamamıştır. Yakıt alımı ihalesini somut gerekçelerle iptal edemeyen Sn. Arıklı, kendini eleştiren EL-SEN Başkanı Kubilay Özkıraç’ı itham ederek saldırmaya başlamıştır. Bu da yetmezmiş gibi Kubilay Özkıraç’ın katıldığı programın yapımcısına da saldırmayı sonra da hiçbir şey olmamış gibi özür dilemeyi alışkanlık haline getirmiştir” dedi.
Açıklamada, “Akaryakıt alımı ile ilgili koparılan kıyamet konusunda EL-SEN gerçeklerini söylemeye, Sendikal Platform olarak faşizme karşı EL-SEN’in yanında durmaya devam edeceğiz” vurgusu yapıldı.
EL-SEN, ARIKLI’NIN ÜSLUBUNU ELEŞTİRDİ, BASIN EMEKÇİLERİNİN YÜRÜYÜŞÜNE DESTEK BELİRTTİ
Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası (EL-SEN), Başbakan Yardımcısı, Ekonomi ve Enerji Bakanı Erhan Arıklı’nın basın emekçilerine, EL-SEN’e ve EL-SEN Başkanına karşı kullandığı üslubu eleştirerek, basın emekçilerinin bugün gerçekleştireceği yürüyüşe destek belirtti.
EL-SEN Başkanı Kubilay Özkıraç yaptığı yazılı açıklamada, bazı insanların Erhan Arıklı’nın kullandığı üsluba şaşırmasına şaşırdığını belirterek, “Bahse konu şahsın gerçek yüzü ve karakteri budur” ifadelerini kullandı.
Arıklı’ya gereken cevabı halkın vereceğini kaydeden Özkıraç, “Bu bağlamda bugün saat 18:00’ da basın emekçilerinin yürüyüşüne ve bundan sonraki mücadelelerine maddi manevi her türlü desteği yoldaş sendikamız Basın-Sen üzerinden vereceğimizi duyurur, ifade özgürlüğünün onurumuz olduğunu belirtiriz” dedi.
]]>Platformdan yapılan yazılı açıklamada, “Katma değer sağlamayan servetlerin vergilendirilmesinin en açık kaynak” olduğu görüşü belirtildi; “Yaratılması gereken ve ihtiyaç duyulan şey adalettir” denildi.
Açıklamada, sağlıkta, eğitimde ve ekonomide keşmekeşin derinleştiği ve çok açık bir şekilde bu sınırlı kapanmanın da yeterli olmayacağının üst komitede tespit edildiği kaydedildi.
Kapanma kararının uzatılması zaruretinin tüm kesimler tarafından kabul edilmiş gibi görüldüğü kaydedilen açıklamada, şimdiden maaşsız kalan on binlerce özel sektör emekçisinin ekonomik olarak desteklenmemesi durumunda, sosyal patlamaların yaşanmasının kaçınılmaz olduğu ifade edildi.
Açıklamada, sermayedarların da bu dönemde azınlık hükümeti ile dirsek temasına geçerek hedef şaşırtıp kaynak olarak kamu emekçilerinin maaşlarını gösterdiğine değinilerek, “On yıllardır emekçileri sömürerek devasa hale getirdikleri tatlı servetlerini görünmez kılmak için binbir türlü yalanla algı yaratma çabasına girmişlerdir. Algı operasyonunun en büyük yalanı ise ‘kamu çalışanları sermayedarların ödediği vergilerle karşılanıyor’ yalanıdır” ifadeleri kullanıldı.
Sendikal Platform açıklamasında şunlara yer verildi:
“Pandemi öncesi 2019 yılında özel şirketlerin devlete ödemeyi beyan ettikleri kurumlar ve gerçek kişiler vergi miktarı 1 milyar TL, ödenen ise bu miktarın yarısı 500 milyon TL yani bütçedeki personel giderlerinin iki aylık karşılığıdır. Daha ilginç olanı ise sürekli olarak kaynak kıtlığından dem vuran hükümetin beyan edilen ve vergi borcu olarak tahakkuk eden bu miktar için hiçbir işlem yapmamış ve yapmıyor oluşudur.
2015 yılı verilerine göre hesaplanan bir başka gerçek ise yıllık toplam gelir vergisi oranlarında saklıdır. 2015 yılında ödenen toplam gelir vergisinin yüzde 66’sı kamu çalışanları tarafından, yüzde 27’si sigortalara kayıtlı özel sektör, belediye, kooperatif ve iştirakli kurum çalışanları tarafından ve ancak yüzde 7’si kendi nam ve hesabına çalışanlar tarafından ödenmiştir.
Açıkça görülmektedir ki, ülkemizde yıllar boyunca sürdürülen sermaye devlet ortaklığı emekçileri sömürmek üzere şekillenmiştir. Hepimizin hatırlayacağı üzere cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen öncesinde özel sektör çalışanlarına verilmesi tasarlanan 6 aylık yüzde 9 sosyal sigorta prim desteği, yine sermayedarların marifeti ile seçim yasaklarından birkaç saat önce yüzde 11 olarak işveren katkı paylarının karşılanmasına dönüşmüş, üstelik 1 yıla çıkarılmıştı. İşverenlere sağlanan bu seçim rüşvetin bütçeye aylık maliyeti 35 milyon TL yıllık 420 milyon TL’dir. Sermayedarların devlet bütçesi ile ilişkileri bu kadarla da sınırlı değildir. Devletten kat be kat zengin durumda olan üniversite ve otel baronlarına ödenen anlamsız teşvikler ve sağlanan vergi muafiyetleri bütçenin halk ve emekçiler üzerinde yarattığı diğer yüklerdir.
Her şeye rağmen, özel sektör çalışanlarına zorunlu olarak kapanmanın gerektirdiği ekonomik destek kaynağı bu ülkede vardır ve zaman kaybedilmeden sağlanmalıdır.”
Hükümete çağrının da yer aldığı Sendikal Platform açıklamasında, “Bu kritik dönemde özel sektör çalışanlarının yaşadığı sefaleti bir az olsun desteklemek için, pandemi öncesi 2019 yılından vergi borcu olarak tahakkuk eden 500 milyon TL oradadır, borçluların banka hesapları da oradadır.” denildi.
“KATMA DEĞER SAĞLAMAYAN SERVETLERİN VERGİLENDİRİLMESİ EN AÇIK KAYNAK”
Açıklamada, kapitalist ekonominin yüzdürülebilmesi için, kapitalizmin beyni olan IMF’nin bile öngördüğü, istihdam ve vergi üretmeyen, katma değer sağlamayan servetlerin vergilendirilmesinin en açık kaynak olduğu belirtildi.
Sendikal Platform açıklamasında, kriz dönemlerinde kısa vadede kaynak sıkıntısı çeken Rusya, Arjantin ve önce ki kriz döneminde Güney Kıbrıs gibi ihtiyaç duyulan kaynak oranında uçuk banka hesaplarının tıraşlanması istenerek
“Cumhurbaşkanlığının, Başbakanlığın ve diğer bakanlıkların örtülü ödenekleri kaynaktır. Siz tüm bu kaynakları kullanın yetmiyorsa biz emekçiler olarak zaten dayanışmadan ve fedakârlıktan hiçbir zaman kaçmadık yine kaçmayız. Yaratılması gereken ve ihtiyaç duyulan şey adalettir.” ifadelerine yer verildi.
KTÖS, KTOEÖS, KTAMS, Dev-İş, Basın-Sen, Çağ-Sen, Koop-Sen ve Türk-Sen imzasıyla yayımlanan açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliğine seçimlere müdahalede bulundukları iddiasıyla çeşitli eleştiriler getirildi.
Bu çerçevede AKP’nin adaya uzmanlar gönderdiği, TC Lefkoşa Büyükelçiliği ile AKP ve MHP milletvekillerinin “köy köy gezerek oy topladığı”, “seçim rüşvetleri” dağıtıldığı öne sürülen Sendikal Platform açıklamasında, Türkiye’den su sağlayan boru hattının tamiri ile Maraş’ın açılmasının da seçim malzemesi yapıldığı öne sürüldü.
Öğretmen Akademisi sınavında başarılı olup, yedek listesinde olan öğrencilerin ailelerinin okula kabul için Ersin Tatar’a oy verme şartı ile tehdit edildiği ileri sürülen açıklamada, “Bazı yerleşim yerlerinde kişi başı 3,000 TL karşılığı oy satın alma piyasası açılmış, oy satın alınarak iradeye müdahale edilmiştir” denildi.
Sendikal Platform açıklamasında, Yeniden Doğuş Partisi’nin de “Türkiye’yi sevenler ve sevmeyenler” şeklinde propaganda yaptığı iddia edildi ve “Son iki hafta içerisinde Türkiye’den binlerce kişi seçim maksatlı Kıbrıs’a getirilmiş, bir kısmı karantina merkezlerinden göz yumularak oy vermeye taşınmıştır” görüşü öne sürüldü.
Seçimlerin meşruiyetinin olmadığı savunulan Sendikal Platform açıklamasında, Ersin Tatar’ın Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini temsil etmediği iddia edildi.
“Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhak sürecinin başladığı” öne sürülen açıklamada, “Kıbrıslı Türklerin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan haklarının korunması ve adamızın birleştirilmesi mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğimizi vurgularız” denildi.
]]>Mustafa Akıncı’nın Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre, gelinen noktada seçimlerin toplumsal gelecekle ilgili olduğunu belirten Akıncı, adaylığının temel nedenlerinden birinin, Kıbrıs sorununda iki eşit kurucu devletli federal çözümün kararlılıkla ilerletilmesi olduğunu, çünkü federal çözümün olmadığı durumlarda sürecin birilerinin iddia ettiği gibi tanınma yönünde değil, bölünmüşlüğün kalıcılaşması ve bağımlılığın artması yönünde gelişeceğini kaydetti.
Akıncı, adaylığının diğer bir nedeninin de Kıbrıs Türk halkının demokratik, laik, çağdaş, Avrupai yaşam tarzının korunmasının gözetilmesi olduğunu belirtti. Geçmişte de müdahaleler olduğunu, ancak bu süreçte ilk kez bu kadar açık ve yoğun müdahalelerin olduğunu belirten Akıncı, “Ortak gücümüz irademiz, bu iradenin Pazar günü de sandığa yansıyacağına olan inancım tamdır” dedi.
“KATILIMCILIK EN ÖNEMLİ UNSUR OLACAK”
Birinci tur boyunca da hep vurguladığı gibi katılımcılığın önümüzdeki dönemde de çok önemli olacağını belirten Akıncı, gerek Kıbrıs konusu gerekse de iç konular bağlamında görev süresinde başlattığı bu mekanizmanın çok daha etkin bir yapıya kavuşturulması ve kurumsallaştırılması için ne gerekiyorsa yapılacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanlığının yeni döneminde siyasi partiler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri ile birlikte oluşturacakları katılım mekanizmasını kurumsallaştırarak bu yolu birlikte yürümekte kararlı olduklarını belirten Akıncı, “19 Ekim günü halkıyla, örgütleriyle ele ele gönül gönüle yürünecek ve karar süreçlerinde hep birlikte ses verilebilecek bir mekanizmayı oluşturacağız” dedi. Akıncı bu mekanizmanın en önemli paydaşlarından birinin de sendika ve örgütler olacağını ifade etti.
Bir soru üzerine, görev süreleri boyunca eğitim, kültür ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında iki toplumlu komitelerin oluşturulduğunu anımsatan Akıncı, yeni döneminde çalışma yaşamı ile ilgili de ortak bir komite kurulmasını önerebileceklerini, bunu değerlendireceklerini söyledi.
Aynı hedefe yürüyen camiaların birlikte yürümesinin dayanışma içinde olmasının önemine de vurgu yapan Akıncı, bundan da ancak Kıbrıs Türk halkının yararlı çıkacağını kaydetti.
]]>Sendikal Platform, istihdamlarla ilgili Başbakan Ersin Tatar ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay adına hazırlanan mektupları da ilgili yerlere sundu.
Başbakanlık önünde konuşan KTAMS Başkanı Güven Bengihan, bugün burada olmalarının sebebinin; “hükümetin partizanca ve adaletsizce yaptığı istihdamlar” olduğunu söyledi.
Ülkede pandemi dolayısıyla da yaşanan ekonomik sıkıntılar ve insanların geçim sıkıntılarına işaret eden Bengihan, hükümetin bu sorunları çözmek yerine kendi yandaşlarını partizanca istihdam yaptığını ve devlet bütçesine 15 milyon TL ek külfet yarattığını savundu.
Tatar ve Özersay’ı eleştiren Bengihan, “ahbap çavuş istihdam modeli” ile ülkenin ve gençliğin geleceğine kötülük yapıldığını iddia ederek, hükümetin umut hırsızlığı yapmasına eylemler ve hukuk yönünden izin vermeyeceklerini kaydetti.
Sendikal Platform adına Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’a hitaben yazılan mektubu, KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel okudu.
Mektupta; ülkenin içinde bulunduğu durum ve halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılar ile beklentilerine dikkat çekilerek, bu ortamda bile kamu kaynaklarının yapılan istihdamlarla “rüşvet” olarak dağıtıldığı savunuldu.
Sendikal Platform, bu çerçevede, bu dönemde hangi dal altında yapıldığına bakılmaksızın, devlete yapılan her bir istihdamın nereye yapıldığı, istihdam edilenlerin kimler olduğunu kendilerine yazılı olarak verilmesini İyi İdare Yasası ve ilgili mevzuata göre talep etti.
]]>